Hamam
Cilt Bakımı / Masaj & Spa

Bir Osmanlı Geleneği olan Hamam’ı denemek, yaşamak isteyenler için Beyoğlu Cilt Bakımı Faik Paşa Otel’in kişiye özel hamamı misafirlerini bekliyor.
İstanbul Faik Paşa Otel’i tasarlarken amacım Pera’nın tarihi  Binalarında ev sıcaklığı ile lüks otel konforunu harmanlayarak çok özel bir ortam dizayn etmekti. Bu işin en sevdiğim yönü ise Çukurcuma’nın kendine özgü mahalle havasının odalarımıza, suitlerimize sirayet etmesi. Asırların getirdiği güzel enerjinin binalarımızda gezinmesi oldu. Oteli dizayn ederken hamam taslarından ibriklere, şifoniyerlerden gardroplara, halılara, yağlı boya tablolara varana kadar her detayda Beyoğlu’nun geçmiş günlerinin izi, kokusu olsun, misafirlerimiz kentimizi, toplumumuzu bir de bu yönleriyle tanısınlar istedim.

Aksaray Langa’da Anneannemin büyüdüğü cumbalı tarihi ahşap eve ben küçükken sık sık  giderdik. Aile büyüklerimiz Osmanlı Döneminde de bu evde yaşamışlar. Evin girişinde yerler Malta Taşlarıyla döşeliydi, antrede solda yerin altına tamamen gömülü epey büyük iki küp vardı. Ağızları el yapımı oymalı tahta kapaklarla kapalıydı. Karpuz kavun gibi meyveleri soğuk tutmak için kullanılan küplerin içine erzaklar özel bez torbalarla sallandırılırdı. Alt katta ailenin kullandığı ve odun ile ısıtılan mermer döşeli geniş hamam ve oradan yayılan mis gibi sabun kokusu hala hafızamda. Yıkanmak o devrin insanlarının yaşamında önemli bir ritüeldi. Anneannem çocukken bu evin ikinci katından işgal kuvvetlerinin gemilerinin gelip Marmara Denizine demirlediklerini görüp ailece ağladıklarını anlatırdı.

Üst kattaki her  yatak odasının bir köşesinde  kabin gibi dolaplar vardı, kışları bunların içlerinde küçük mangallar yanarmış,bunlar bugünün ebeveyn banyolarının işlevini görüyordu sanırım. Bu evdeki her detay benim o zaman da çok ilgimi çekerdi, arka bahçedeki küçük kümes, çardak ve incir ağacı, dayımızın ikinci katın cumbasından lale dediği ve bir sopanın ucuna takılmış metal ile oturduğu yerden incirleri toplaması, biz küçüklere yedirmesi… Bunları unutmak olanaksız. İkinci katta salonda tam ortada büyük bir pirinç mangal yanardı ve kahveler bakır cezvelerde bu mangalda pişer,şık yastıklarla bezeli sedirlerde oturulur, Marmara denizini seyrederek küçük gümüş kaşıklarla tadılan meyve şekerlemeleri eşliğinde kahve keyfi yapılırdı. Evde piyano, ud çalınır, tavla oynanır, aile bu salonda bir araya gelirdi. Osmanlı’nın doğu ile batıyı birleştiren yaşam kültürü-gelenekleri bu evde benim çocukluğumda bile sürerdi, ta ki ahşap konak yıkılıp yerine kocaman bir apartman yapılana kadar.

WordPress Themes