Masalsı Bir Hikaye: Faik Paşa Konağı

İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Çukurcuma tarihi ve mistik dokusuyla beni her zaman büyülemiştir. Tarih bezeli sokaklarının sakin, dingin haline bayılırım. Sabahın erken saatlerinde zamanda yolculuklar yapmak ise vazgeçilmezlerimdendir! Çukurcuma Caddesi ile Masumiyet Müzesi arasında yürüyüş yaparken tarih, sanat, antika, tasarım, resim dolu bir dünyaya adım atmış olur, birçok sanatçıyla sohbet etme şansı yakalarım.

Sokaklar kalabalıklaşmaya başladığında zamanda yolculuklarımı yarıda keser bir sanat atölyesinde, bir antikacıda veya yazılarımı yazabileceğim, keyifle kahvemi yudumlayacağım sakin bir kafede bulurum kendimi.
Sevginin ve kadim bilgilerin paylaşıldığı, tarihi dokusunu kaybetmemiş, geçmiş ve geleceğin buluştuğu bu özel mekânların ruhumu beslediği tartışılmaz bir gerçek! Ne zaman tarihten bir pencerede soluklanmak istesem antikacılar, sanat galerileri, vintage dükkanlar ile bezenmiş, hala mahalle kültürünün yaşandığı, geçmişin ruhunu taşıyan Çukurcuma’da bulurum kendimi!

İşte o günlerden biriydi Faik Paşa Kafe ile tanışmam! Buram buram sanat, tarih kokan mekanın her köşesine, her objesine bayılıyorum! Özenle dekore edilmiş bu ortamda geçmişten birçok şey buluyor ve tarihte yolculuklar yapabiliyorum. Bu sıcacık kafenin her köşesi, her detayı beni inanılmaz etkilemiş olsa da bir köşesi vardı ki adeta büyülemişti! İşte bu köşe zamanda yolculuklar yaparak birçok yazımı yazdığım hatta kitabıma başladığım köşe olarak hayatımda önemli bir yer edindi! Faik Paşa Kafe’de tüm detayların ince bir zevkin ürünü olduğu ve itinayla bir araya getirildiği o kadar belli ki her gidişimde ev sıcaklığındaki şık ambiyansından, lezzetli menü seçenekleri arasından ayrılmak istemiyorum.

Her köşesinde sizi sürprizlerle, görsel şölenlerle karşılayan Çukurcuma’nın gizli mücevheri Faik Paşa Otel; 18. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş ikinci derece tarihi bir eser! Avukat Meral Demir tarafından aslına uygun olarak restore ettirilen bu tarihi bina Faik Pasha Suites ve Apartments adı ile 2013 yılında açılmıştır. Meral Hanım ‘Beyoğlu’nun masalsı tarihçesinde beni derinden etkileyen yaşam hikayelerine rastlardım. Binalarımı da bu hikayelerden etkilenerek dekore ettim. Antikacıları dolaşarak dönemin mobilyalarını üç yılda biriktirdim. Her bir dolabı, her bir şifoniyeri alırken sanki film platosu gibi kafamda kurguladım. Her geçen gün ise yeni tablolar, antika masalar, vazolar, fincanlar ya da beyaz dantelli örtüler katıldı aramıza’ diyor ve ekliyor ‘‘Faik Paşa`nın bu ortamları mimari eğitimi almamış, eski İstanbul yaşamını seven, mahallenin eski sakinlerini özleyen, hayali geniş, gözü hep bir şeylerde, bir yerlerde inceleme halinde olan bir avukat tarafından sevgiyle dekore edilip tasarlanmıştır.’
Meral Hanım’ın antikaya, tarihe, sanata böylesi ilgili, duyarlı olmasını kuşkusuz ki anneannesinin doğup büyüdüğü Küçük Langa Aksaray’daki tarihi ahşap binada geçen çocukluk yıllarına bağlayabiliriz. Kendisi de çocukluk yıllarıyla ilgili olarak ‘Anneannem’in evi çocukluğumda iç dünyamı besleyerek kendimi masal kahramanı gibi hissetmemi sağlamış ve antika sevgisini bana aşılamıştır’ diyor.

Benim için bazı şeyler vardır ki değeri hiçbir şeyle ölçülemez, içimi ısıtır, ruhumu besler, moral verir… Yorulduğumda, ümitsizliğe düşer gibi olduğumda beni toparlar! Bunlar sevgi, saygı, zarafet, asalet adına birçok şeyin farkına tekrar tekrar vardığım masalsı duraklarım! Bilirsiniz trend yerlere gitme ve orada görünme, görme arzum hiç olmadı, olmuyor. Hep yaşanmışlığı, ruhu olan mekanları tercih ediyor ve zamanda yolculuklarıma bayılıyorum. Saatlerce vakit geçirmek istediğim böylesi mahalleleri, mekanları özlüyorum… Henüz öykü yazmaya fırsatım olmadı ama yazacağım ilk öykümde yine masalsı mekanlar ve sultan olarak başrolde ben olacağım 🙂

Merak Hanım benim bu düşüncelerimi hissetmiş olmalı ki bir gün ‘İşte benim için mutluluk bu. Bebek gibi bakıp emek verdiğim Faik Paşa Otel Kafe’ye gelip memnun ayrılan dostlar! Her zaman daha güzele, daha iyiye doğru çabalamak bitmez!’ diyen… Diğer bir gün ‘Yeni taşınılan ev her geçen gün annenin emeğiyle nasıl yuvaya dönüşüyorsa kafemiz de yavaş yavaş daha da güzelleşti. Ev gibi her gün bir yenilik, her gün bir güzelleştirme… Menümüz, ekmeklerimiz, pastalarımız, mezelerimiz her yeni gün daha da zengin, daha da lezzetli. Bu hikaye bir ömre sığmaz.’ diyerek devam ediyor. Ki az bile diyor! Meral Hanım’ı tanıdıkça, hakkında yeni şeyler okudukça masal kahramanı olarak kendi hikayesini yazmaya devam ediyor diyorum!

Huzur bulduğum, keyif aldığım, gerçekten sohbet edebildiğim… Derin düşünebildiğim, yazabildiğim, okuyabildiğim, kendimi özel hissettiğim, hafta içinin yoğunluğunu-koşuşturmasını biranda unutabildiğim Faik Paşa Kafe’nin el işi masa örtüleri üzerinde antika fincanlarıyla kahvemi yudumlarken tarihte yolculuklar yapabilmek ise en sevdiğim!

Bilirsiniz İstanbul keşiflerim hiç bitmez her koşulda, her an devam eder. Faik Paşa Kafe’nin Kütüphanesi’nde İstanbul keşiflerime devam ederken annemin mutfak kokularını aldığım da çok olmuştur! Hafta sonu için program yapmamış olsam dahi kafeye gitsem, güzel müzikler eşliğinde kütüphanede klasik kitapları, dergileri karıştırsam, organik kahvaltımla el işi ekmekleri, poğaçaları yesem… İlerleyen saatlerde acıktığımda tazecik yöresel yemeklerden yesem… Böylesi bir programda yemeye içmeye dalmış gibi gözüksem de bu ortam sayesinde içimde yeni heyecanlar doğmuş, yaratıcılığım en üst seviyelere çıkmış oluyor bile!
Bazen de kendi dergilerimi, kitaplarımı, notlarımı karıştırmak hatta ruh halim yerinde ise harıl harıl yazı yazmak veya yazıma dair araştırmalar yapmak için gayet planlı programlı giderim Faik Paşa Kafe’ye! Bu plan aklıma düştüğü an itibariyle de deli bir heyecan sarar beni, aklımda uçuşan fikirlerimi not almaya başlarım!

İşte Faik Paşa Kafe kitapları, dergileri, sanat sohbetleri, gizli bahçesi, dekorasyonu, bembeyaz masa örtüleri, antika fincanları ve annemin mutfağını hatırlatan zengin menüsüyle vazgeçilmezlerim arasında yer almaya devam ediyor.

Kendi başıma dahi bedenen, ruhen bu kadar beslendiğim sıcacık bir ortamda sanatsever dostlarla, sanatçılarla karşılaştığım günler nasıl beslendiğimi anlatmam imkansız sanırım. Sanki o yoğun iş ortamından, hayatın koşuşturmasından, İstanbul’un keşmekeş trafiğinden ben çıkmamışım gibi sanat sever dostların ve sanatçıların pozitif yaşam enerjisine, neşesine ben de bende hemen dahil olabiliyor, tüm farkındalıklarımla yapabileceğim onlarca güzel şey için enerji topluyorum.

“Minik Ressam Duru” başlıklı yazımın son düzenlemelerini yapmak üzere günün erken saatlerinde kendimi Faik Paşa Kafe`deki sakin köşemde bulmuştum. Çalışmaya başladığım an ise birbirinden değerli ressamlarımızın ne düşündüğünü, ortaya ne çıkarmak istediğini bizzat kendilerinden duyduğum bir müzayede içerisindeydim artık! Sn. Adil Menemencioğlu`nun organizatörlüğünde antikacı dostlarla birlikte düzenlenen birbirinden değerli eserlerin müzayedesi! Davetsiz misafir olsam da Faik Paşa Otel Sahibesi Meral Hanım`ın zarif davetiyle köşemden kalkamadım. Sevgili Hocamız Yavuz Selim Gençer ve zarif partnerinin muhteşem tango gösterisi ise bu keyifli günü adeta taçlandırmıştı!

Seviyorum sanat sever dostlarla tesadüfleri ve dost kalabilmeyi! Pek tabi bu tesadüfleri yazmayı! Bu keyifli gün ile ilgili yazım en kısa sürede yayında olacak derken onlarca yazıma ilham alacağım uçsuz bucaksız bir dünya içinde buldum kendimi! Öyle güzel bir enerji ile sarıldım sarmalandım ki ‘Meral Hanım’ı tanıdıkça, hakkında yeni şeyler okudukça masal kahramanı olarak kendi hikayesini yazmaya devam ediyor bence… ’ dediğim Faik Paşa Otel Sahibesi Sevgili Meral Hanım ve büyülü mekanını yazmaya karar verdim.

Faik Paşa Kafe’de antika sohbetleri, sanat, tarih ve dostluk var! Jazz dinletileri eşliğinde, kahvaltıdan-öğle yemeğine uzanan sofralar, müzayedeler, sunumlar var! Kitaplar, dergiler, boncuklar, takılar ve evlatlara notlar! Keşfedeceğiniz bir birinden değerli onlarca güzellik var! Sicacik bir kahve, buram buram sanat, kültür, sevgi, saygı, zarafet, asalet kokan bir ortamda okumak ve yazmak… İnsan daha ne isteyebilir ki!

Açıkçası çok yönlü yaşamak hoşuma gidiyor! Mesleklerim, ilgi alanlarım birbirine sinerji yaratıyor ve hayatın koşuşturmasında, ülkemizin çalkantılı gündeminde nefes almamı kolaylaştırıyor. Meral Hanım’ında çok yönlülüğünü, duyarlılığını, becerilerini, enerjisini görünce hayran olmamam, örnek almamam mümkün değildi! Hele hele çocuklarına hazırlar gibi özenle misafirlerine yemekler, kahvaltılar hazırlamasıyla gönlümde taht kurmuştu! Bir gün ‘‘Benim güzel mi güzel kafemde menüdeki her şey her seferinde acaba daha lezzetli, şekli, kıvamı, sunumu daha güzel nasıl olabilir diye ekip olarak düşünülerek hazırlanır.’’ deyip diğer bir gün ‘’Pazar günü de bebişim kafemi düşünmeden edemedim ve evde çikolatalı pastalar, ekmekler yaptım. Mis gibi, tertemiz, tam anne usulü… Yarın giderken götürürüm, misafirlerimize afiyet olsun. İyi kalp, iyi niyet, bol emek sonunda hep güzelliklere çıkar.’ diyen bir işletme sahibi!

Faik Paşa Kafe’nin müdavimi olduğumda Meral Hanım ile tanışmıyordum. Kendisi oldukça aktif sosyal medya kullanıcısı olarak birkaç paylaşımıma yaptığı yorumlarla, yoğun iş ortamım arasında beni inanılmaz keyiflendirmişti. Tanışmamız ise müzayede gününe denk geldi. Meral Hanım’ı birçok yönden kendime o kadar yakın buldum ki hemen kaleme almaya başladım! Bende birçok şeyi paralelde yapmaya çalışırım ama bu kadarı mümkün gözükmüyor sanki… Mesela mutfak işlerinde hiç yokumdur fakat yapılması gerekenler listemde en başta yer alır. Mutlaka lezzetli, kıvamı, sunumu yerinde yemekler, tatlılar, ekmekler, pastalar ben de yapacağım. Geç diye bir şey yoktur yeter ki isteyelim değil mi 😛

Yıllardır benimde hayalim olan bir örnek Faik Paşa Otel! Hem de bir bütün olarak! Ben İstanbul’a bir o kadar yakın ama bir o da uzak olan Şile Ağva’da zamanda yolculuk hissi veren, sanat galerisine dönüşen bir butik otel açmak istedim. Bu cennet köşede açacağım butik otelin giriş katında gerek benim, gerek dostlarımın, gerekse aile üyelerimin çalışmalarının sergilendiği bir bölüm… Yine giriş katta hemen sağ tarafınızda kitaplarla dolu bir kütüphane! Altında eski plaklar ve elbette Gramofon Baba’dan alacağım antika plak çalar! Kahvenizi söyleyip yeşilin mavinin derinliklerine dalarken, saatlerce kitap okuyabilirsiniz!

Üst katlara çıktığınızda ise yine antika eşyalar ve tarihle iç içe bir atmosfer sizi bekliyor! Mobilyalardan aksesuarlara kadar her detay özenle seçilmiş olacak! Menüye gelecek olursak Osmanlı ve Türk Mutfağı… Kahvelerimizde oldukça iddialı… Hele hele bitki çaylarımız binbir çeşit olurken, yeşil çayın yeri her zaman ayrı olacak:P Hafta sonları ise kahvaltıdan, öğle yemeğine uzanan sofralar zaten vazgeçilemez! Hangi açıdan bakarsak bakalım kültür sanat kokan, her köşesi ayrı bir incelik sunan işletme!

Bir diğer hayalim ise yine İstanbul’un tarihi ve mistik dokusuyla ünlü sokaklarından birinde alt katı sanat atölyesi, sergi salonu üst katı ise buram buram sanat, tarih kokan bir kafe!İnsan bir yere ruhunu verince orası onun aynası olur ya tam olarak böyle bir mekan olacak. Tabi bu hayallerimin tamamını tarihi bir mahallede bütün olarak gerçekleştirebilirsem kesinlikle hayır demem:) Hayallerimi gerçekleştirebilirim veya gerçekleştiremem bilmiyorum ama Meral Hanım idolüm artık!

Meral Hanım’ın bir paylaşımında dediği gibi ‘ Hayattaki en büyük güç insan sevgisi ve başkalarına karşı anlayış isteği içinde olmak. Madem her birimiz sevilmek ve anlaşılmak istiyoruz; işe başkalarından başlamak insanın yaşamına pozitif enerji veriyor. Ben sizleri de bu enerjiyle buldum, çağırdım hayatıma. İyi ki varsınız’ demiş. Bu düşünceyi inanılmaz destekliyorum kendi hayatımdaki zincir halkalarımı tamamlarken ben de evrene doğru mesajlar ilettiğimi düşünürüm. Yoksa böylesi güzel tesadüflere denk gelmek ve güzel dostlar biriktirebilmek mümkün mü?

Faik Paşa Kafe müzikleriyle de beni farklı farklı dünyalar arasında dingin seyahatlere çıkarırken, fonda ne zaman Müzeyyen Senar’ın büyülü sesini duysam Gramofon Baba ile ilgili yazımda da belirttiğim o anlara dönerim: ‘Müzeyyen Senar’ın gramofondan yayılan muhteşem sesi, ahengi eşliğinde, bu sevimli dükkanı dolduran gramofonların hangi sevdalara tanıklık ettiği, hangi konaklarda çalındığı, hangi özel anların paylaşıldığı, hangi savaşları gördüğünü düşünmeden edemedim. O on dakikada dahi hepsi bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden! Bu arada birkaç fotoğraf karesi çekmeye çalıştım. Ancak o ruhu, bütünlüğü bozmamak, sadece o büyülü ortamda eşsiz müziği dinlemek için fotoğraf çekmeyi bıraktım. Bu özel ustayı bir daha ne zaman görebilirdim bilmiyorum ama fotoğraf çekimi için dahi olsa o dakikaları sadece müziğe ayırmak istedim! Ve plak bitince vedalaşırken duygulandığımı, gözlerimin yaşardığını ifade ettim. Gramofon Baba ise ‘Bizim yıllardır bu müzikleri duyduğumuzda gözlerimiz yaşarıyor’ dedi. Yıllardır bu duygu seli içerisinde işini yapan eşiz bir usta! ‘

Faik Paşa Kafe’de de Müzeyyen Senar ‘ın büyülü sesi eşliğinde bu duygu selini yaşarken munis, tatlı mı tatlı bir kedicik hep bana eşlik eder:) Kedicik dediğime bakmayın adı Leyla! Leyla yanımdaki o şık sandalyelere oturur bana bakar… Kucağıma geçer… Ben yazımı yazmaya devam ederken kollarımın arasından kafasını çıkarır sonra tekrar kucağıma kıvrılır. Ben ise bu sevimli kedicik ile oynayarak çalışmaya devam ederim.

Şehir kargaşasından sıyrıldığımız anda Çukurcuma`nın merkezinde nefes aldıran yeşillikler arasında kahvemizi yudumlamanın, organik malzemeler ve sevgiyle hazırlanan sabah kahvaltısını yapmanın keyfi ise bambaşkadır. İstanbul’a yakın hatta merkezinde ama bir o kadar da uzak bu mekanlar vazgeçilmezim! Hep söylerim bir mekanı güzel yapan ambiyansı ve oradan alınan enerjidir. Kafe’nin ekmeğini, kekini, böreğini bile misafirleri için evinde, kafede sevgisini katarak yapıyor Meral Hanım! Pozitif enerjisiyle de mekanı, bizleri sarmaladığı için böyle huzur kaçamakları vazgeçilmezlerimiz oluyor.

Kahvaltımı ederken gelen ekmek, poğaça, börek gibi el ürünü yiyeceklerin lezzeti anlatılır gibi değildi. Bunların yanı sıra seçme peynirler, ev yapımı rengarenk reçeller… Kendimi zorlayarak hepsinden yemeye çalışsam da bitirmem mümkün değildi. Bir an annemin ablamların ‘Hadi yesene zayıfladın!’ deyip zoraki yedirdikleri anları, samimiyeti ve candanlığı hissettim:)
Reçeller, ekmekler masama servis edilirken Meral Hanım kendisi tarafından özenle yapıldığını, katkısız olduğunu belirtiyordu. Bodrum`un kokulu, hormonsuz, mini mini mandalinalarından yaptığı reçelin yanı sıra portakal, kırmızı erik, çilek… Hepsi rengarenk ve lezzetli! “Ellimden sonra reçel yapmayı da öğrendim. Emek, istek, azim önünde hangi engel durabilir ki“ diye de belirtiyordu Meral Hanım. Mutfakta sıfıra yakın olduğum düşünülünce ben de öğrenebilir ve yapabilirim:)
Saatler ilerledikçe yoğun çalışmam arasında hafif, lezzetli tiramisu ve Türk kahvesi iyi gider deyip tatlı aşaması geçiyorum. Akşam üzerine kalacak isem organik sebze ve yeşilliklerden yapılan yöresel çorbaları, yemekleri yemeden gitmem tabi! Hepsi ağzımıza layık… Sevgiyle, gönüllülükle yapılan hangi ürün lezzetsiz olabilir ki!

Bu büyüleyici dünyanın kahramanı Meral Hanım hemen hemen her paylaşımında saygı, sevgi, sebat, emek, iyi niyet, çalışkanlık, işine odaklanmak, empati varsa tüm zorlukları yenersin, sonu hep mutluluğu çıkar diyor. “Mutluluk, acı, öfke, aşk, gitmek, dönmek, karşı çıkmak… Konu ne olursa olsun temiz hissiyatlara ihtiyacımız var…Duru hissiyatlara!’ diyen Meral Hanım katılmamak mümkün mü?
Meral Hanım’ın formülü işte bu güzel duygular!

Hayranlığımın tavan yaptığı diğer bir paylaşım ise ‘Bakın iCloud da ne buldum. Dikiş makinesini bilgisayara bağlayıp kanaviçe yapmaca…’ Ve gelen sorular üzerine yazışmalar devam ederken; ‘Cd’si var sadece iplik rengi değiştirmek gerekiyor bir de ip gerginliğini iyi ayarlamak lazım. Yapacak o kadar çok şey var ki zaman yetmiyor.’

Yaşamı renklendiren en çok da insan kendisi ve yaşama sevinci bence! Bu güzelliklerin farkına varabilmek onları hayatının vazgeçilmez bir parçası haline getirebilmek başka bir erdem, başka bir boyut! Yüreğinize, gönlünüze, enerjinize sağlık Meral Hanım’cım!
Çukurcuma’nın nezih, şık, kaliteli, lezzetli mekani Faik Paşa Kafe Sahibesi Meral Hanım’ın dediği gibi: ‘ Genelde okumak, yazmak, düşünmek ya da dostlarıyla rahat sohbet etmek isteyenlere göre bir ortamdır benim kafem. Müzik hafiften çalar, personel misafirin bu tür arayışlarının bilincindedir, rahatsız etmez, gürültü yapmaz, herkes kendine uyan bir köşe bulabilir Faik Paşa Kafe`de… Sevgiler Yasemin Aksoy, yine, yine, yine, bekleriz.’

Ben uzun uzadıya yazdım ama en güzel özeti bugünkü sosyal medya paylaşımında gene Sevgili Meral Hanım yaptı:
‘Faik Paşa Kafe ve Çukurcuma hakkındaki her paylaşım beni çok mutlu ediyor. Günümüzde markalaşmış zincir bir restoran ya da çok popüler konumda bir yer değil de bir “hayal” restoran kurmanın peşine takılıp günlerinizi aylarınızı bir de bakmışsınız yıllarınızı bu uğurda geçirip onunla yatıp onunla kalkmaya başlamışsanız, bu hayal artık sizin en gerçek sorumluluğunuz olmuş demektir.

Evde sosyal medya, web tasarımı, mailler, admin page`ler, kek, börek denemeleri, tatilde devamlı oradan buradan fikir almalar, devamlı telefondan kafe-otel için mesajlaşmalar, işyerine gidince hizmet kalitesi için personel eğitimleri, yeni tarif denemeleri, bahçe bakımı, tadilat, organik ve en taze malzeme araştırması, alınan yeni ekipmanın eğitimi, bir dost gelince oturup bir çay içip soluklanmak sonra mücadeleye, çalışmaya devam etmek. İnsanın kanına bir kez girdimi bu otelcilik restorancılık tüm hayatını ele geçiriyor.
Sevgiyle, hevesle amatör ruhla ama profesyonel iş prensipleriyle emek birleşince bir eser tüm harici zor koşullara rağmen ortaya çıkıyor. Günümüz İstanbul`unda böyle meraklısına hitap eden semtlerde meraklısı için açılmış bir işyerini yaşatabilmek, iyiye götürebilmek ve o hayalden vazgeçmemek ancak dostların, bu işi bilenlerin sizi desteklemesiyle olanaklı. Teşekkürlerimle. ‘

Başka söze gerek var mı sizce?

Kaynak :  http://yaseminleistanbul.com

WordPress Themes