Anılar,klasik mobilyalar ve minimalizm.

Ebeveynlerim 1952’de evlendiklerinde, Kuledibi Galata‘daki bir Ermeni ustasının dükkanından evlerinin mobilyalarını  almışlar.Bu Fransız tarzı masalar, sandalyeler, büfe  ve yatak odası takımı    anne ve babamı kaybedip evlerini kapatana kadar hep hayatımızdaydı.

Babamın bundan 60 yıl öncesinde evimizde bir pazar günü,  büfenin vitrinindeki  yaldız nakışı elinde ince bir fırçayla yenilediğini hatırlıyorum.Bunu neredeyse her yıl tekrarlardı.Bütün gün  bu işle uğraşır ve rahat ev kıyafeti üzerine giydiği  o devirde moda  ropedöşambr denen kısa kareli  sabahlık, sigarasını keyifle tellendirerek ve arada ıslık çalarak  sakin bir Pazar geçirirdi. Soğuk bir İstanbul gününde, biz çocuklar da babamızı izler ,kendimizi mutlu ve güvende hissederdik.

Her beş ila altı yılda bir,evimizdeki  koltuklar ve sandalyeler yeniden kumaş kaplanırdı. Annemiz şık  kumaşlar satın alır, mahallemizdeki döşemeci eve gelir ve eşyalarımızı dükkanına götürürdü. Biz çocuklar bu boş evde hevesle  ve merakla eşyalarımızın geri gelmesini beklerdik..

Two Bedroom and a Study Room Suite

Gomalak mobilya cila ustası  Stelyo Amca, her yaz mobilyalarımız bakım yapardı. Reçine kullanarak  yaptıgı  gomalak cila  solüsyonunu bir tampona döker, pamuğu ince bir beze sarararak yaptığı  tamponla  ve hiç  acelesi yokmuşçasına bu cila işini zevkle yapardı. Sanırım annemin gün boyu ikram ettiği çay, kahve ve yemek bu çalışmanın uzamasının  sebebiydi. Ama biz çocuklar her yıl tekrarlanan bu  aktiviteden zevk alırdık ve Stelyo Usta ile hoş  sohbetler yapardık.

Bu anlar bizi bir aile yapar, evimiz için hepimiz aynı masum coşkuyu paylaşırdık. Ebeveynlerimizin  bu tip olayları bizlere bir yaşam felsefesi öğretmek için kullandıklarını şimdi anlıyorum.Hayatımız tüketmek değil kıymet bilmek üzerine kuruluydu.Örneğin büyükbabamın ofisinde, sonraları babamın ofisinde ve şimdi de evimdeki küçük bir halı, bu ortak anıları yansıtıyor.Anılarımız onlarda yaşıyor.

Yıllardır televizyonda dekorasyon ve mimarlık programları izliyorum. Ayrıca minimalizm akımıyla da   ilgileniyorum. Azaltılmış detaylar en yüksek ustalıkta üretildiğinde objelerin ve ortamların  sanatsal değerinin arttığı bu minimalist eğilimi  benimsemek benim için çok geç. El  halıları, nakışlı ve zarif yaldızlı süslemelerli mobilyaların olduğu bir evde büyüdüm.

Faik Paşa Suites’in tarihi binalarını aldığımda da aynı duygularla hareket ettim. Cihangir’deki Tenis Apartmanı’nın mühendisi dedemi ve bu apartmanda çocukluklarını geçiren annemi, Faik Paşa Sokağı‘ndaki bu binalarda yaşayan ailelerle özdeşleştirdim.

Sokağımıza ve otelime adını veren Italyan asıllı Faik Paşa’nın torunu Francesco Della Suda, zamanın İstanbul aileleri arasında çok sevilen bir piyano öğretmeniymiş ve yardımcısı Dandigin ile birlikte Faik Paşa Sokağı’ndaki 4. nolu konakta tek başına  yaşarmış. F. Liszt’ten  piyano dersleri almış. Bu zarif İstanbullu beyefendi, Faik Pasha Suites Cukurcuma Beyoglu’nun dekorasyonunu yaparken benim ilham kaynaklarımdan  biri oldu. Francesco Della Suda da , hayallerimde annem ya da büyükbabam gibi,  Faik Paşa Caddesi’ndeki binalarımızın önünden  yürüyerek Rue de Pera’ya doğru geçiyor…

Cukurcuma Beyoglu’ndaki Faik Paşa Suites‘i dekore etmek için kullandığım tüm mobilyaları İstanbul’daki antikacılardan topladım ve bu çalışma iki yıl sürdü.

Perdelerin dantel  istedim, çünkü bir bahar esintisinde pencereden hafifçe esen rüzgarın  perdeyi uçuşturduğunu, bu odada yatan kişinin yarattığım bu güzel enerji ve romantik atmosferden mutlu  olduğunu hayal ettim.

Anılar hayallere, hayaller gerçekleşen projelere karıştı…

Minimalist olamadım…

BOOK NOW